7.6.2020 19

ADLANDIRILAMAYAN 2...

Ama o öyle yapmamıştı, yapamamıştı... Yapmak için bilmek gerek. Bilememişti… Bilebilmek için önce kabul etmek gerek. Kabul edememişti… Bu yaşadıklarını tekrar yaşamama pahasına bir şey yapmalıydı uzun saçlarında beyaz orkide toka olan kız… Ne yapsam diye düşündü. Panikledi…

 

sample

 

Bu ilişkiyi hemen sonlandırmalı. Şimdi de acı çekecek ama çok daha az...

O bitirmeden ben bitirmeliyim diye karar verdi. Geçmişinde yaşadığı o derin acıyı yaşamaya cesareti yoktu. Bunun tekrarını kaldırabilecek gücü de… Tüm korkusunun sebebi buydu. Nefse hoş ama akla yanlış gelen adama mail atıp bu ilişkiyi bitirdi, cevap yazmamasını, gelen maili de zaten okumadan sileceğini söyleyerek. Gerçekten de bu ayrılığa gelen yanıt mailini okumadan sildi ve sonraki bir iki ulaşma çabasının da önünü tıkadı.

Ama tuhaf bir şey vardı ki... Ayrılan kendisi olmasına ragmen çok acı çekiyor, ilk günlerde kendini tutamayıp ağlıyordu. Bu öyle bir ağlamak ki inanılmaz dikkat çekiyordu. İşyerindekiler ne olduğunu sorduğunda dayım vefat etti yalanını söylemek zorunda kalmıştı. Bir insan neye böyle ağlayabilirdi ki? Gizli olan ilişkisinden en yakın arkadaşı hariç kimsenin haberi yoktu ki ayrılığı da paylaşsın. Nereye baksa onu görüyordu. Her ona benzeyen birini gördüğünde elleri titremeye başlıyordu, adı geçse içi ürperiyordu. Hala aşıktı… Çok ama çok aşıktı. Öyle zannediyordu…

Ama gerçek bu değildi. Bilmiyordu ki aşık olduğu nefse hoş ama akla yanlış gelen adam değil… Sadece ve sadece kendi nefsiydi… O gelen mailde ne yazdığını yıllarca merak etti… Ama hırsı daha baskın geliyordu. Kendisinin aşk sanıp aslında bağımlı hale geldiğini yıllarca anlayamadı. Kötü alışkanlıkların çoğunu ondan ve çevresinden öğrenmişti. Her şeyin ilkini onla yaşamak arzusundan. Her şeye ufak ufak başlayarak. “Sadece bir kerecik” diyerek. Kendisini sevmesi için herşeyi kabul ederek… Şimdi ise tüm süs kalkmıştı, gerçekliği çıplak bırakan… Artık hiç kimseyi sevemezdi. Sevmemeliydi. Bu ayrılık acısını bir daha yaşamamak için alkolün dozunu arttırmaya ve aynı anda bir kaç kişiyle görüşmeye başlamıştı. Böyle yaptığında bağlanmayacaktı, ayrılık acısı yaşamayacaktı. Kendince bunu bir çözüm olarak düşündü. Bu düşünceleri gerçek değil sadece onun Zan’larıydı aslında. Birinden ayrıldığında diğeri ile teselli buluyordu. Hatta ilişki biraz ilerledikten sonra en tatlı yerinde bitiriyordu ki “ayrılık acısı” yaşamasın. Kimse ondan vazgeçmeden kendisi vazgeçiyordu. Yaşadıkları onda müthiş bir korku oluşturmuştu. Bir “vazgeçilme korkusu” oluşmuştu benliğinde…

İplerini saçmasapan her insana bağlamaya başlamıştı. Saçmasapan insanlar ve onların çevreleri ile düğüm olan bağları. Bağ zannettiği Bağımlılıkları… Bir süre çok mutlu olduğunu zannedip… Yıllar sonra ise tat alamamaya başlaması. Hiçbir şeyden tat alamayan keyifsiz bir insan olup çıkması.

Bilmiyordu ki hiçbir şey birden bire olmuyor bu hayatta...

Bilmiyordu ki, “Bir kerecik bir şey olmaz, nolcakki sadece bir kahve buluşması…” demekle başlayan şeyin aslında sahteye atılan ilk adımın olduğunu...

Tıpkı çoğu insanın bilmediği gibi…

Tıpkı yanlışa atılan çoğu adım gibi…

İnsan mutlu olmak ister, mutlu olmak için sevmek ve sevilmek…

Değer görmek…

Gerçeği isterken adımını bazen sahteye atar…

Sahteye atılan her adım insanı ateşe yaklaştırır, İlk başta su gibi görünen ateş....

Evet insan hayata bir kez kez geliyor.

 

Yaşayarak deneyimlemek diye bir şey var di mi? Herkes yaşayıp öğrenicek,

Hayır hayır bu böyle basite alınabilecek bir şey değil.

İnsan ömrü kıymetli, Yaşanan pişmanlıklar derin.

Gerçekten mutlu olabilmenin yolu, yordamı..

Ve elbette yöntemi var...

Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki; Yapma... Kendini ateşe atma... O su gibi gördüğün, aslında ateş... Zaman çok kıymetli, tıpkı “her hayatın” çok kıymetli oluşu gibi... Adımını sahteye değil, gerçeğe atabilmen için işaretleri okuyabiliyor olman lazım. Ufağı hafife almıyor olman lazım. “Bir kereden bir şey olmaz” sözlerinden kaçıyor olman lazım. Ve bu ciddiye alınması gereken bir mesele…

Bu hayatta her şey bir iz ve işaret taşır. Bu işaretler attığımız ve atacağımız adımlarımız hakkında ipucu verir. “Yanlışta azı küçümseyen kadının, iplik makinasının tuşuna basıp yön değiştirmesine gülüyor olması” ipucunun…. “N’olcak ki bir kahve içicez sadece? “ dediği öyküye giriş hakedişinin ilk biletini açığa çıkarması gibi… Mesele bu okumaları yapabilecek donanıma sahip olmak... Mesele bağımlılıktan çıkış değil, “artık” bağımlı olmamaktır... Mesele ipin ucunu en başta sıkı tutmaktır...

Deneyimsel Tasarım Öğretisi bu bilgileri tüm gerçekliği ile aktarır…

Hayatı ve kişileri okuyabilen insan adımını nereye atacağını Ve atmayacağını bilir…

Hangi adımın onu hangi sokağa çıkaracağını bilir,

O adımda ihtiyacı olan gücü de kazanmış olarak…

Yorumlar

Hadice Alparslan
8.6.2020

İnsanın özgürüm dediği şey için aslında bagımlı olduğunu öğrenmesi çok acı ama gerçek...

Makaleye Yorum Bırakın