10.6.2019 19

ZAMANA UYUM SAĞLAMAK

Gözleri kan çanağına dönmüştü. Sanki bir şey batıyordu gözbebeklerine. Yine de bırakamıyordu elindekini. Hem uykusu vardı hem de uyuyamıyordu. Akıllı telefonundan kafasını biraz boşaltmak için açtığı kısa videoları izlerken saatin gece yarısını çoktan geçtiğini anlayamamıştı. “Yine gün bitti ve ben yine bişey anlamadım” diye geçirdi içinden. Başarılı bir meslek hayatı vardı hâlbuki. Uluslararası bir şirkette kariyer basamaklarını hızla çıkmış genç bir yöneticiydi. Bunun için çok da çalışmıştı. Başlarda bu temponun bir süre olacağını düşünüyordu. Ama bir hedefe ulaştıktan sonra diğer hedef için tempo her seferinde daha da artıyordu.

sample

Hiçbir şeye yetişemiyordu artık. Sanki koca gün ona yetmiyordu. Aklında yapmak istediği birçok şey varken zaman bulamadığı için bir türlü başlayamıyordu. Eskiden yaptığı gibi spor yapmak, arkadaşları ve ailesiyle daha fazla vakit geçirmek öncelikli istekleriydi. Düzensiz ve yoğun hayatı sağlığını da etkilemeye başlamıştı. Zira birkaç kat merdiven çıkması bile nefes nefese kalmasına sebep oluyordu. İşleri gereği tüm günü masa başında ve bilgisayarda geçiyordu genç adamın. Eve gelirken şehrin yoğun trafiği de eklenince hiçbir şeye takati kalmıyordu. Nice zamandır en keyif aldığı şey ise güzel bir yemek olmuştu. Sanki bütün hazzını yemekten almaya çalışıyordu. Yine de üzerindeki neredeyse kronik hale gelen halsizliği bir türlü atamıyordu. Öyleki gece geç yatıyor, sabahları da yataktan kendini adeta kazıyarak kalkabiliyordu. Üstelik son zamanlarda fazla kiloları rahatsızlık seviyesine gelmişti. Genç yaşına rağmen bel ve dizlerde eklem ağrıları yaşamaya başlamıştı. Etrafındaki insanlardan da benzer durumlardan müzdarip olduğundan yaşadıklarını normal zannediyordu. “Zaman böyle bir zaman” diye geçirdi içinden. Yine de genç adam üzerine adeta yapışan halsizlik problemi için bir doktora görünmeye karar verdi. Belki de doktorun vereceği biraz vitamin ve mineral takviyesi ile sorunlarını çözeceğini düşündü.
Ertesi gün şirkette yine çok yoğun bir programı vardı. Öğlen arasında en yakın sağlık ocağına gitmek geldi aklına. Sonuçta sadece vitamin ve mineral eksiği var diye düşünüyordu. Bulundukları semtin sağlık ocağına ilk defa gittiğini fark etti. İçeri girdiğinde yaşlı doktor tebessümle karşıladı genç adamı. “Buyur evladım, şikâyetin nedir?” diye babacan bir tavırla yaklaştı. Bu sıcak karşılama genç adamı şaşırtmıştı. Zira doktorlar da zamana uymuştu. Başını kaldırıp hastaya bile bakmadan, reçeteyi eline verip gönderen doktorlar çoğunluktaydı. Ama bu doktorda bir farklılık vardı. Vakti dar olduğu için aceleyle şikâyetini anlatırken yaşlı doktor onu dikkatle dinliyordu. Burnunun ucunda duran yakın gözlüğünün üzerinden adeta içini okuyordu. Bakışlarında başka bir anlam vardı sanki. Doktordan öte bir bilge gibiydi. Genç adamın onca telaşına rağmen, doktorun onu metanetle dinlemesi zamanı unutturdu adeta. Yüzündeki gülümsemeyi yitirmeden, sabırla ve sukünetle genç adamın şikayetini dinledikten sonra onu muayane masasına aldı. Tıbbi ekipman olarak sadece kalbini ve nefesini dinlemek için stetoskop kullanması ilgisini çekti.
Tam konsantre olarak gözlerine, ağız içine, tırnaklarına dikkatle bakıyordu. Eliyle karınboşluğuna bastırdı. Doktor muayanesini ededursun, genç adamın gözü odaya takılmıştı. Odanın çok sade ve düzenli olması dikkatini çekmişti. Küçük birkaç anatomi maketinden başka hiçbir şey yoktu odada.
- “Ne kadar sade bir odanız var” dedi genç adam.
Doktor gülümseyerek;
- “İhtiyacım olan her şey var...” diye cevapladı.
- Evladım adını bahşeder misin?
-Özgür...
-Özgür bey evladım, işinde çok stres yaşıyor musun?
-Genelde evet...
-Hımm anladım. Peki hep masa başında mısın?
-Maalesef, iş yoğunluğundan dolayı bazen mesai bitimine kadar hiç kalkmadığım oluyor. Öyle ki; affedersiniz, bazen tuvalete bile vakit bulamıyorum.
Yaşlı doktor gülümsedi ve başını sallayarak onayladı.
-“Sanırım vitaminsiz kaldım, o yüzden geldim zaten. Eğer vitamin ve mineral takviyesi yazarsanız sevinirim” diye çok biliyormuşçasına konuştu Özgür.
Yaşlı doktor, yüzündeki o babacan tavrı hiç kaybetmeden;
-Aslında mesele vitaminler değil. Herkesin düştüğü yanlışa düşmüşsün. Hiç hareket etmiyorsun...
Özgür doktorun lafını bitirmesini beklemeden sabırsızca atladı:
-Evet ama devir değişti. Başarılı olmak için başını kaldırmadan çalışmadan olmuyor. Zamana ayak uydurmaya çalışıyorum. Rekabet arttığı için herkes böyle! Ne yapabilirim ki?
Herkes aynı yanlışı yaptığında yanlış normalleşir. Ama yanlış yine yanlıştır. Bu yüzden herkes benzer şikâyetlerden mustarip. Dolayısıyla insanlar zamana değil yanlışa uyum sağlar oldular.
İnsanlar kariyerlerinde başarılı olmak isterler ve bunun için çalışırlar. Organizma da her bir istek için bedenin ve zihnin harekete geçmesini sağlayacak bir enerji üretir. Bunun yanında insanın yapmak isteyip yapamadığı veya ertelediği birçok isteği olur. İsteği nihayete erdiremediğinde ise vücütta enerji birikmeye başlar. İşte bu yüzden insanda stres oluşur. Sonra sanki başka bir konuya geçer gibi...
Peki zaman nedir? diye sordu yaşlı doktor...
Beklemediği bu soru karşısında epeyce afalladı Özgür. Bir şeyler söylemeye çalıştıysa da verdiği cevaplardan kendi de tatmin olmadı. Çok kullandığı bir kelime olmasına rağmen hiç anlamını düşünmediğini o anda fark etti. Neydi şimdi bu? Sadece sağlık kontrolüne gelmişti. Oysa kavramların anlamından bahsediyorlardı.
Yaşlı doktor çok zorlamadı. Derdi Özgür’ü sınava tabi tutmak değildi. Sadece düşünmesini sağlamak istiyor gibiydi.
-Zaman hareketlerin toplamıdır. Eğer gerçekten “zamana ayak uydurmak” istiyorsan güneşe uyumlu bir düzene geçmelisin. Çünkü tüm doğa ve canlılar harekete gün doğumuyla başlar. Kuşlar çığlığını atar, bitkiler canlanır, çiçekler kokularını salar... Güneş doğmadan uyandığında mahmurluğunu attıktan sonra vücudunun enerjisini hisseder insan. Ve o enerjiyi hemen harekete çevirmek gerekir.
İster misin sana normal bir gün içinde on altı-on yedi saat uyanık kalacağın ve on iki saatini verimli çalışarak geçireceğin ve aynı zamanda üç veya dört saati de ailene, arkadaşlarına ayıracağın bir programı anlatayım? Üstelik spor ve düzenli beslenme için de vakit kalacak. Ve sadece beş saat uyku ile dinlenmiş kalkacaksın.
Özgür bütün bunların bir gün içine nasıl sığacağını merak ve heyecanla; “tabi ki isterim” diye cavapladı.
-O zaman soru sormadan sonuna kadar beni dinlemen gerekecek.
“İnsanlar genellikle hayatlarını değiştirmek isterler. Ama kendi davranışlarını değiştirmeyi pek istemezler. Oysa insan bu hayatta hangi sebepleri oluşturursa onun sonuçlarını yaşar.”
Özgür, yaşlı doktorun her kelimesini dikkatle dinlemekten kendini alamıyordu. Konuştuğu her cümle sanki hayatın yazılmamış kuralları gibiydi.
-Güneşi mutlaka ayakta karşılamalısın. Önce tüm gece uyuyarak durağanlaşan kaslarını ve damarlarını rahatlatmak gerekir. Bunun için esneme hareketleri ile başlamak kan dolaşımını en iyi hale getirir. Öyle ki kanın parmak uçlarındaki kılcal damarlara kadar gitmesini sağlar. Birkaç damla ter atana kadar esnemek yeterli olacaktır. Yine sabah aç karnına tempolu yürüyüşler yağ yakımını hızlandırır ve kana bu sayede besin karışır. Tokluk hissi ile enerjin yine artış gösterir. Dolayısıyla enerjinin en yüksek saatleri aslında sabah saatleridir. İşinde de en yüksek verimi, düzene alıştıktan sonra bu sabah saatlerinde aldığını görürsün. Kahvaltı için acele edilmemeli üç veya dört saat üretimden sonraya bırakılmalı.
Genç adam kendini tutamayarak;
-“Ama ben kahvaltı yapmadan güne başlayamam ki!” diye sözünü kesti.
Doktor, takılmadan gülümseyerek verimli günün planını anlatmaya devam etti:
-İnsanlar binlerce yıl sadece iki öğün yediler. Kuşluk vakti yemeği ve akşam yemeği. Hem de bizim gibi üç-beş çeşit de yemediler. Bazen birkaç meyve veya süt onların öğünleri olabiliyordu. Midelerini tıkabasa doldurma adetleri de yoktu. Mutlaka su ve hava içinde midelerinde yer kalıyordu. Kuşluk vaktine kadar önce çalışırlar, sonra enerjileri bitmeye yakın ilk yemeklerini yerlerdi. Böylelikle öğleye kadar işlerini yapacak eneriyi elde ederlerdi.
Sabah ilk yediklerin, anlık ve yüksek değil, uzun süreli enerji verecek, gün boyu dinç tutacak yiyecekler olmalı. Bu yüzden basit karbonhidrattan yani börek poğaça ya da simit gibi beyaz undan üretilmiş yiyecekler olmamalı. Yumurta, ceviz, roka, maydonoz, zeytin gibi besin değeri yüksek yiyecekleri tercih etmelisin. O zaman öğleye kadar ekstra bir enerji hissedeceksin. Böylelikle beş altı saat çalışarak tüm günün işini bitirmiş de olursun. Güneşin en dik açıyla geldiği öğle vakti ise; yemek yerine gıdayı uykudan alma zamanı. Neredeyse her toplumda olan ve farklı isimlerle anılan uyku; batıda daha çok siesta, doğuda ise kalule uykusu... İnsanı yarım saat kestirse tam şarj etmiş gibi yapan öğle uykusu. Güneş doğmadan kalkınca öğlen uykunun gelmesi doğal. Sakin, sessiz ve mümkünse karanlık bir yerde yarım saat gözlerini kapatsan bile kafi gelir. Öğleden sonraki işlerine dinlendiğin için yüksek bilinç verebilirsin. Hatta ertesi günün işlerini bile planmaya zaman bulduğunu göreceksin.
Öğle yemeği yemediğin için mesai bitimine bir veya iki saat kala karnın acıkır. İşte o araya hemen biraz hareket sokman gerekir. Biraz merdivenleri kullanman işine yarayacaktır. Mesai bitiminde karnının iyice acıktığını hissedersin. Sabahtan beri vücuda besin girmediği için, vücut daha önceden depoladığı yağ dokularını parçalayarak kana besin girmesini sağlar. İşte en çok yağ yakıldığı saatler bu aralardır. Sağlığı ve ideal kiloyu koruma açısından fırsat zamanlarıdır. Hazır yağ yakımı hızlanmışken bunun üstüne bir de yarım saat gibi bir süre hareket edebilirsen harika olur. Örneğin; tempolu yürüyüş, hafif tempo koşu veya biraz ağırlık antrenmanı... Öyle ki o yarım saatteki yağ yakımı tüm gün yaktığın yağdan fazla olabilir. Sadece yağ yakımı değil! Aynı zamanda kök hücrelerde ortaya çıkar. Kök hücreyi vücudun özel harekatçıları gibi düşün. Kanserli hücreleri dahi yok edebilecek tek birim. Kök hücre ancak uzun süreli açlıktan sonra ortaya çıkar. Bu sebeple gün içinde aç kalmaya ihtiyaç var.
Unutma Özgür Bey evladım; “Açlık insanı diri tutar”
-“Çok ilginç, bunu biraz açar mısınız?” dedi merakla genç adam...
-“Onu müsatin olduğun başka bir zaman konuşuruz. Anlatacaklarım bitmedi” dedi yaşlı bilge doktor...
Ve devam etti...
-Böylelikle günlük işlerin biter ve yakınlarınla ailenle vakit geçireceğin üç dört saatin olur. Hayatta ki dengeyi korumak ve ilişkileri sıkı tutmak da insanın ihtiyacı.
Doktor, sanki Özgür’ün ihtiyacını biliyor gibi detaylara giriyordu. Nice zamandır sosyalleşememek, sevdiklerine vakit ayıramamaktan yakınıyordu. “Hâlbuki böyle bakınca hepsine vakit varmış” diye geçirdi içinden.
Devam ediyordu doktor..
-“Güneş batmadan akşam yemeğini yemelisin. Sonrasında su ve belki çaydan da başka birşey tüketmemen gerekiyor. Çünkü sindirim, yatmadan evvel bitmeli ki rahat uyuyabilesin. Yoksa bedenin dinlenemez. Tüm iç organlarının çalışması bitmeli ki vücutta onarım başlasın. Ayrıca yatış saatin gece yarısından en az bir saat önce olmalı. Uyku kalitesinin en yüksek alındığı saatler 23:00 ile 04:00 arasıdır. Bu aralıkta sessiz ve karanlık bir odada yatman gerekir. Tabi ki bu; telefon, televizyon ve bilgisayar gibi yoğun ışık veren teknolojilerden yatmadan en az iki saat önce uzaklaşman demek!” dedi Özgür’ün gözlerinin içine bakarak...
Geceleri gözlerini kan çanağına çeviren aynı zamanda uykusunu kaçıranın telefon olduğunun elbet farkındaydı genç adam. Anlayamadığı ise doktorun bunları nasıl bilidiğiydi... Bir şey demeden pür dikkat dinlemeye devam etti…
-Gün içinde öyle bir zaman var ki; önemli veya derin bir şey düşünmek için veya okuduğun herhangi bir kitabı anlaman veya zihnine oturması için mükemmel zaman. İşte o zaman gecenin sabaha yakın vaktidir. Yani kabaca 04:00 ila 05:00 arası gibi düşün... Çünkü hem bedenin dinlenmiş hem de günün telaşı başlamamış... Sessizlik ve sakinlik hâkim... Yani insanın hem fizyolojik hem zihinsel olarak en yüksek seviyesi.
Bu zamanı kaçırmamanı ve iyi değerlendirmeni tavsiye ederim evlat. Zira önemli karar ve konular için en iyi zaman. Her zaman sadece kendine ayırabileceğin en iyi zaman. Üstelik sonrasında güneşin doğmasına vakit olacağı için biraz daha uyursun. Ve yeni gün başlar...
Yaşlı bilge doktor anlatırken bir yandan da kağıda şematik olarak basitçe tüm günü çizmişti. Kağıdı defterinden düzgünce kopartarak genç adama uzattı.
-İşte bu da reçeten. Takıldığın yerlerde bu şemaya bakarak hatırlayabilirsin. Bu reçeteyi altmış üç gün uygulaman gerekiyor.
-Neden altmış üç gün?
-Çünkü beyin nöronları altmış üç günde bir yenilenir. Eğer yeni bir davranışı altmış üç gün uygularsan, o davranış ve düşünce otomatik hale gelir. Bu süre içerisinde zorlanacaksın, o yüzden ilk muayene üç hafta sonra...
-Evet, kağıt üstünde hepsi yapılabilir gözküyor. Ne kadar güzel ve basit anlattınız.
-Gerçek çok basittir. Zor olansa basiti uygulamaktır...
Özgür tebessüm ve hayranlıkla doktoru dinlerken, vaktin nasıl geçtiğini anlamamıştı. Saate baktığında öğle molasının dolmak üzere olduğunu gördü. Hemen teşşekkür ederek reçeyeti alıp çıktı. Beş dakiklığına girdiği sağlık ocağından bambaşka hedefleri olan biri olarak çıkıyordu. Hiç vakit kaybetmeden öğrendiklerini uygulamaya koyuldu. Başlarda epey zorlansa da asla vazgeçmedi. İlk haftadan sonra işler biraz daha kolaylaşmaya başlamıştı. Her yeni güne daha enerjik ve üretim motivasyonu artarak başlıyordu. Yaptığı işlerden ve günden aldığı keyfi bariz olarak artmıştı. Özgür’deki olumlu değişiklikler bir süre sonra dışarıdan da fark edilmeye başladı. Herkes işin sırrını sorar olmuştu. Özgür de gülümseyerek herkese tek bir cümle söylüyordu.
-“Mesele; gerçek zamana uyum sağlamak...”

Yorumlar

2.9.2019

insanın kendi gününü gerçeğe uygun , daha enerjik, daha mutlu geçirebilmesinin ön koşulunun tüm detaylarıyla uygulanablir bir şekilde anlatılması... çok güzel bir yazı ... TEŞEKKÜRLER :)

Mutahhar sevinç
18.8.2019

Hayat muhteşem ve eşsiz denge ile bizlere uyumlanmamız gerekeni öğretiyor. Gerçek gözümüzün önünde biz en küçük ve basite disipline olduğumuzda herşey çok keyifli ve uyumlu oluyor. Teşekkürler çok güzel bir hikaye ve uygulanabilir stratejiler vermişsiniz.

Aynur Öngel
2.8.2019

Basite disipline olmak, azmetmek ve sabirla uygulamaya devam. ALLAH razı olsun ??

nzbulut@gmail.com
2.8.2019

Okuyunca herkesin hayatından bir parça bulacağı gerçek hikaye... Bende öyle oldu:) ne kadar da gerçek! Uygulamak insana düşüyormuş..hayat çok basit ama bizler zorlaştırmışız.. şimdi okurken tasdik etmeyi tam manasıyla yapmak ayrı bir keyif neden mi ? çünkü hayatta test edilmiş ve sonuca ulaşılmış gerçek bilgi kadar başka ne keyif ve mutluluk verirki.. Teşekkürler ama hep teşekkürler...

Muhammed Yalçın
16.6.2019

Herkesin renkli farklı janjanlı işler peşin de olduğu bir zaman dilimin de şade anlaşılabilir uygulanabilir bir çözüm yolu vermişsiniz teşekkürler. Evet gerçek çok basit zor olan sahte ve basite disipline olabilmek.

14.6.2019

Hayatında birçok şeyi farkettiriyor uyguladığında gerçekten verimli sonuç alıyorsun .cok teşekkürler

14.6.2019

Faydalı, güzel ve tam anlamıyla ihtiyaca yönelik bir makale... okurken yaşattıran akabinde hemen harekete geçiren bir makale... Çok güzel ifade etmişsiniz hocam ALLAH razı olsun :)

Serhat Sezer
14.6.2019

Tasarlandı, denendi ve şimdi öğretiliyor...ALLAH RAZI OLSUN Hocam.

12.6.2019

Günümüzde normalleşmiş, basit gibi görünen gündelik tuzakların kilit noktaları ve cevapları için teşekkürler..

Makaleye Yorum Bırakın